Bir Bebek, Bir Stajyer ve Öğretmenler Günü

öğretmenBugün 24.Kasım.2016 Öğretmenler günü; aynı zamanda oğul Ahmet’imin doğum günü. Cenab-ı Allah iki senedir iki güzelliği bir arada yaşatıyor bize. Her şeyi yoktan var edenin, 2014 yılına ait öğretmenler günü hediyesi diyerek almıştık onu kucağımıza. Hatta oğlumuzu kucağıma alır almaz önce koklayıp; arkasından annesinin de iyi haberini aldıktan sonra, hastaneden alelacele yeni mezun olacak formasyon eğitimini tamamlamakta olan öğretmen adayı öğrencimin staj dersini dinlemek için Ticaret Lisesi’nin yolunu tutmuştum. Eşimin doğumundan iki hafta önce, Eskişehir’den geliş-gidiş yapan genç stajyer öğretmen adayı Yunus Emre ile kararlaştırdığımız üzere; Yunus Emre 24 Kasım 2014 tarihinde Çankırı’ya gelecek, öğleden sonrada ilk öğretmenlik dersini izleyecek, derse dair değerlendirmemizi yapacak ve bu uygulama dersini rapor haline getirecektik. Bu yüzden Yunus Emre’yi dinlememek olmazdı. Yeni doğan oğul Ahmet’i ve eşimi önce Allah’a, daha sonra hastanede kalan annem ve kayınvalideme emanet ederek ayrıldım.

Derse yetişmek için hastaneden ayrılırken telefonum çalmaya başladığında ilk anda beni bekleyen öğrencim zannetmiştim arayanı. Fakat telefonu açtığımda duyduğum ses, ilkokul öğretmenimin sesiydi. Öğretmenler günümü kutluyordu. İlkokul öğretmenime şaşkınlık ve sevinç karışımı bir tonlama ile “Hocam ben sizi arayacaktım, bugün bir oğlumuz oldu. Heyecandan arayamadım fakat er ya da geç mutlaka arayacaktım.” dediğimde, cevabıma hitaben “Olsun Erhan, bu sefer de ben seni arayım istedim hep sen arayacak değilsin ya” diyerek yüreğime serin sular serpmiş aynı zamanda öğretmenimle meslektaş olmanın gururunu yaşatmıştı bana. Öğretmenimle görüşmemiz biter bitmez, acelem olsa da öğrencilik yaşamımda derin izler bıraktığına inandığım arayamasam veya gecikirsem bundan bile vicdanen rahatsızlık duyacağımı düşündüğüm diğer hocalarımı aramaya başladım. İlkokul öğretmenimle görüşmüştüm yine onun sayesinde. Ama ortaokul, lise, üniversite, yüksek lisans, doktora ve bir de hayatı anlamama yardım eden, kötü gün dostu hocalarım vardı benim, aranması gereken. Sırayla başlayıp hem öğretmenler gününü kutluyor hem de Ticaret Lisesi’nde öğretmen olmayı bekleyen bir stajyer öğretmen adayının dersini dinlemeye koşturuyordum. Arama listemi tamamlayamadan, staj okuluna ulaşmıştım. Kilometrelerce öteden Çankırı’ya geliş-gidiş yapan genç öğretmen adayının da dersini dinleyerek son aşamayıda tamamlamıştık tamamlamasına da ya sonrası …?

Bu telefon trafiği içerisinde stajyer öğrencimin uygulama dersine yetişebilme serüvenim - aramızda kalsın- halen hanımla aramızda tartışma konusudur. Arada bir hafızalarda maziye dönüp kızımız ve oğlumuzun doğumundan, büyümelerinden ne zaman bahsetsek kendisi de bir eğitimci olan eşim, hep sitem eder bana. Niçin mi?

Doğum sonrasında narkozun etkisi geçince odaya getirmişler eşimi. Eşim, gözleri açılınca beni sormuş. Kayınvalide de okula gitti demez mi (Mahsus yapar gibi)? Bari “dışarı çıktı” de, “telefon geldi, acil çıktı” de değil mi ama? (işin latife kısmı). Konu ne zaman buraya gelse bizim hanım “Beni ve oğlumuzu bırakıp sen stajyer öğrencinin dersini dinlemeye nasıl gidersin diye. ..” hep hayıflanır durur. Ben de her seferinde eşime hitaben “24 Kasım tarihini tam iki hafta önceden belirledik. O zaman doğum tarihi belirli değildi. Bu öğrencim hem tedavi görüyor hem de Eskişehir’den geliyor. Bu tarih olmasa tedavisinin aksama durumu da var.” diyerek hem asıl olanı anlatmaya hem de durumu idare etmeye çalışırım. Öyle ya Yunus Emre, kim bilir ne zorluklarla geliyordu? Ben gidemesem onca yolu geri dönmek zorunda kalacaktı. Önce yüzü, sonra morali düşecekti. Hem iki hafta öncesinden bilemezdik ki bizim Ahmet’in 24 Kasımda dünyaya teşrif edeceğini, dersin tarihini değiştirelim. Nöbet cetveline yazılan saat ve nöbetçi değiştirilemezdi ki öyle bir anda. Ama kadınların arşiv kayıtlarının asla silinmediği düşünülürse ömür boyu biz 24 Kasımı hep böyle hatırlamaya devam edeceğiz herhalde.

20161124_195640

24.Kasım.2016

Ama yine de “öğretmenin halinden öğretmen anlar” hesabı, allem eder kallem eder; hanımla tatlıya bağlarız bu öğretmenler günü anımızı. Oğlumuz sağlıklı, kızımız sağlıklı ve her şeye rağmen hatırladıkça gülebiliyorsak hafiften de olsa bıyık altından; daha başka ne isteyelim yüce Mevla’dan. 24 Kasım bebeği olan Oğlumuz bugün itibariyle iki yaşını doldurdu. Yunus Emre öğretmen oldu mu? Bilmiyorum… Ama inşallah olmuştur. Eğer olmuşsa hanımdan yediğimiz zılgıt boşa gitmemiş diyeceğim en azından.

Aslında kalemi elime alırken böyle planlamamıştım fakat böyle geldi cümleler, kelimeler. Yazıma başlarken Yapraklı ilköğretim okulunda ücretli öğretmen olduğum yıllara dair beni derinden etkileyen ve unutamadığım iyi ki öğretmenim dedirten bir anımı paylaşmak için başlamıştım yazıma. Fakat ne hikmettir heybeden ilk bu geldi elime. Günah çıkartarak başladık yazıya. Belki hanımın bir bakıma haklı olduğunu düşünmekten gelen bir savunma refleksi olsa gerek  (Geçim ehli olmak zor hocam.)*.

Öncelikle üzerimde emekleri olan ve emeklerinin karşılığını hiçbir zaman ödeyemeyeceğim bütün hocalarımın; değerli meslektaşlarımın,  öğretmen olan veya öğretmen olmayı bekleyen kıymetli öğrencilerimin ve öğretmen lisesinden itibaren aynı sınıfı, aynı mesleği ve aynı hayatı paylaştığım eşimin öğretmenler gününü kutluyorum.

Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun Efendim.

________________

* Bu cümle muhatabına münhasırdır.

Bu yazı ile ilgili yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>