“Çankırı Şartlarında Çok Ağır Bir Sorumluluktu” (Bir Ülkücünün Anıları)

kurt60’lı yılların sonu 70’li yılların başı. Türkiye için karanlık, kargaşa günleri. Çankırı için de öyle.
Üniversite tahsilini Çankırı dışında yapmak zorunda kalan ben ve benim gibi Çankırı’lı gençler, üniversite olaylarına başkaldırıyla harekete geçirdikleri enerjilerini Çankırı’ya taşımış, Türkiye’nin gündemi haline gelen çatışma ortamının bir numaralı aktörü sol fraksiyona sahip örgütlenmeler karşısında bir güç olmaya başlamıştı artık. Üniversitelerdeki bu genel durum Çankırı gençliğinde de moral depolanmasına sebep olmuştu. Çankırı Halk Eğitim Müdürü sn. Şevket Barutçu ve diş tabibi sn. Namık Kemal Parıltı ile tanışmalarımız, işte bu ortamla birlikte oluşmuştu. Şevket Barutçu ağabeyimizin sert söylemleri gençlik enerjimize, Kemal Parıltı ağabeyimizin bilgi hazinesi, öğrencilik konumumuza tam oturuyordu. Bir çeşit karakter uyuşmasıydı diyebiliriz. Sn. Necati Asım Uslu’nun ve kardeşi sn. Hamdi Uslu’nun mükemmel kişiliklerini tarif edemem. Sanayi esnaflarından sn. Mustafa Karakuş ağabeyimizin de hakkını teslim etmemiz gerekir. Gönüllerde taht kurmuş eski bir futbolcu olan bu ağabeyimizin, ocak dergisini dağıtacak kadar mütevazılığı da bizlere örnek teşkil etmişti.

Avukat sn. Atıf İyisezer, esnaf sn. Ahmet Sarıkaya, öğretmen sn. İrfan Keleş, öğretmen sn. Fikri Demirok, öğretmen sn. İlhami Karataş ve daha nice büyüklerimiz, artık bizlerin idolüydü. Kendilerini sıkça ziyaret ediyor, arta günümüzü kahvehane yerine ocakta geçiriyorduk. Ocaktaki bu hareketlilik, sol örgütlenmeleri delirtiyor, bazen saldırganlaştırıyordu. Tehdit boyutuna varan bu durum nedeniyle, geceleri derneği kapattıktan sonra, her hangi bir saldırıya karşı korumak için büyüklerimizi birer birer evlerine bıraktıktan sonra kendimiz evlerimize gidiyorduk. İstisnasız her gecemiz böyleydi. İşte böyle bir ortamda, Şevket Barutçu ağabeyimizin başkanlığında, genel merkezi Çankırı olan Türk Ülkücüler Teşkilatının kuruluşu gerçekleştirildi. Çankırı şartlarında çok ağır bir sorumluluktu. Kiradan tutun da ısınma ve tüm giderler Çankırı’yı aşıyordu. Derneğe paralı çay ocağı, pinpon masası gibi az çok gelir getiren hizmetler sokuldu. Çoğumuz evden gelirken odun kömür getirir, ısınmayı öyle sağlardık. Diğer giderleri büyüklerimiz bir şekilde hallederlerdi. Her zorluğa rağmen, hiç bir yere borçlu kalınmamıştır. Çankırı’nın genel merkez olmasıyla, ocağın popülaritesi artmış, gözle görülür bir hareketlilik kazanmıştık. Misafirlerimiz artmış, gündeme oturmuştuk.(Bu güç patlamasından sonra, Chp gençlik örgütü bile daha makul seviyeye gelmişti) Artık tüm yetki ve sorumluluklar, Çankırı’nın omuzlarındaydı. Tüm şube yetkilendirmeleri ve tüm faydalı kültürel planlamalar tarafımızdan yapılıyordu.

 Bu kapsamda, önemli iki adım atılmıştı. Bunlardan ilki, ocak bünyesinde haftalık seminerlerin verilmesiydi. Konusunda uzman olanlar uzmanlık alanında, uzman olmayanlar da yönetimin onaylayacağı her hangi bir konuda, belirlenen gün ve saatte, dernek salonunda seminerini veriyordu. Bu seminerler çok faydalı oluyordu. Hem bilgi haznemiz genişliyor, hem hitabet kabiliyetimizi geliştiriyorduk. Benim seminer konum, tahsilim gereği “ortak pazar” dı. Kömür, petrol birlikteliğiyle başlayan ortak pazar düşüncesinin, haçlı emperyalizmden başka birşey olmadığını ortaya koymak ve takdir edilmek çok naif bir anımdı. Bu seminerler, farklı konularda uzun süre devam etmiştir. Bunun yanı sıra, öğrencilerin derslerine ücretsiz yardımcı olunarak, istikballerine katkı sağlanmıştır.

 Kültürel planlamanın ikincisi, ilçelerimiz ve köylerimizin kültürel ve ekonomik zenginliklerinin arşivlenmesiydi. Her ilçeye klasör, her köye dosya sistemiyle, tüm Çankırı’yı kapsayan bir çalışma başlattık. Dar olan imkanlarımız elverdiğince köye giderek, olmazsa her hangi bir iletişimle, o köyün ektiği biçtiği, şarkısı türküsü, şiiri manisi, folkloru orta oyunu, adetleri, genel davranış biçimleri, yani akla gelebilecek her konu, kaynağıyla birlikte dosyasında arşivleniyordu. Bu bilgileri, gerek görülen hallerde de faydalı olsun diye paylaşıyorduk. Kültürel konular dışında, ülke güvenliğini tehdit eden konularda da düşüncemiz beyan ediliyordu. O günlerde, hem iç tehdit, hem dış tehdit azmıştı. İçeride sol fraksiyonların terörist eylemleri, dışarıda asala denen taşeron ermeni örgütü, sanki ülkemizi ablukaya almışlardı. İçerideki tehditle güvenlik güçleri başetmeye çalışıyordu ama asala konusunda bu mümkün olmuyordu.

 Dış temsilciliklerimize yapılan ASALA saldırılarına dünya kamuoyu da tepkisiz kalınca, ülkemizin siyasi gündemi ASALA olmuştu. Partilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız tepkilerinin dozunu gittikçe artırıyordu. Bir sivil toplum kuruluşu olan ülkü ocaklarının sessiz kalması düşünülemezdi tabii. Bu nedenle her toplantıda, ne yapabiliriz konusu tartışılmaya başlanmıştı. Yurt genelinde hareketlilik sağlamamız, iç mihrakların da işini kolaylaştıracaktı. O nedenle protesto mitingleri tercih edilmedi. Karakin Yanıkyan adlı bir Ermeni’nin Amerika Birleşik Devletlerinde bir Hariciyemizi şehit etmesi üzerine; tarihi ve edebi bilgileri çok iyi olan üyelerden de destek alınarak, günler alan bir metin oluşturuldu. Bu metin oluşturulurken, ülkemizin güvenliği ve ikili ilişkilerinin zarar görmemesi esas alındı. Diplomatik ama biraz sertçe, milli konularda bir Türk’ün verebileceği tepki derecesinde nihai metin oluşturulduktan sonra, bizzat başkanımız sn. Şevket Barutçu ve birkaç büyüğümüz tarafından merkez postanesinden telgraf olarak gönderildi. Derneğe herhangi bir cevap gelmedi. Daha doğrusu ABD bizi muhatap almadı. Ama, bundan sonraki süreçte, bize el altından sürekli haberler geldi. Derneğin kapatılabileceği ima ediliyordu hep. Sivil ya da resmi, güvenlik elemanları derneğe sıkça gelmeye başlamışlardı. Telgraf olayıyla bağlantılı değilmiş gibi davranmaya çalışıyorlardı. Biz de ikramlarımızı yapıyor, günlük faaliyetlerimize aynen devam ediyorduk.

 İşte bu ortam arasında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, iç ve dış terör eylemlerine karşı uygulamalarının basın yoluyla kamuoyu ile paylaşıldığı, sıkıyönetim komutanlıklarının brifingleri gündemimize geldi. İç ve dış tüm kamuoyunun aydınlatıldığı bu brifing notlarının, bütün şubelerimizde de bulunması için, İstanbul 1. Ordu Komutanı sn. Faik Türün paşaya ismen bir talep gönderildi. Bu talepte, “şubelerimize göndermemizde bir sakınca yoksa” vurgulaması özellikle belirtilerek, ülke güvenliğini tehdit eden unsurların ve bu unsurlara yapılan uygulamaların anlatıldığı basın brifingi notlarından, uygun görüleceklerinin derneğimize gönderilmesi istendi. Çok kısa zamanda bir tomar brifing notu, “şubelerinize gönderilmek üzere” açıklamalı üst yazısıyla birlikte derneğimize geldi. Teksir makinamız vardı. Brifing notlarını harfi harfine teksir etmemiz uzun bir zaman aldı. Tek tek rulolandı ve adresli giydirmelerle postalarımız hazırlandı. Sayımı yapıldı. Tutanağa geçirildi. Çuvallara dolduruldu.

 Çat ayaz bir kış günüydü. Yakınımızda olan merkez postaneye götürdük. Daha bankoların önüne yeni koymuştuk ki, o da ne? Günlerce bize yardımcı olan polisler, komiser Faik beyle birlikte etrafımızı sarmışlardı. Asla unutmayacağım iki isim, biri komiser Faik bey, diğeri soyadı Leblebici olan polis. İçimizden ayağı çabuk biri hemen fırlayarak derneğe haber verdi. Biraz sonra postanenin önü ana baba günüydü. Orman mühendisi rahmetli

resim 1

Bekir Naycı – 15 Şubat 1972- Çankırı Türk Ülkücüler Teşkilatı Kurucu Üyesi-Teşkilat Genel Sekreteri

Muammer Tekiz ağabeyimiz, komiser Faik beye en ağır hitapları yapıyor, komiser Faik beyden hiç tepki gelmiyordu.(komiser Faik bey, kaderin cilvesi olacak, koç gibi bir ülkücü damada-öğretmen CG’ye-kızını verdi ilerleyen zamanda).

Tüm yönetimi ve taşıyıcı arkadaşları toplayıp karakola, oradan da savcılığa götürdüler. Savcılıktan ifadeler alındığı sırada, başkanımız sn. Şevket Barutçu, dernek adına tüm faaliyetlere kendisinin karar verdiğini, herkesin buna riayet ettiğini, soruşturma kapsamında bir konu varsa, bundan tek başına sorumlu olduğunu beyan ederek, kendisi dışında herkesin soruşturma dışında kalmasını istedi. Kendisine yaptığımız itirazlara çok sert tepki gösterdi. Ve bunun sonucunda sadece başkanımız ve dernek yargılandı.

Yargılamaya, takma ismi mi yoksa kendisini öyle tanıtan biri miydi bilmiyorum, Kürt Talat ismiyle maruf bir hakim bakmıştı. Nihayetinde, derneğin kapatılması kararını veren hakim Talat bey, zafer kazanmış gibiydi. Karar daha tebligata çıkmadan, güvenlik güçleri tarafından dernek ablukaya alındı. Evrak ve eşyaların tamamına el konuldu. Zati eşyalarımızın alınmasına bile müsaade edilmedi. Bu günleri tahmin etmemiz zor değildi ama söz konusu Türk adaleti olunca, umutlanıyorduk haliyle. Umutlanmamızın bir diğer ve asıl nedeni de usulsüz, yasal olmayan hiç bir iş yapmamış olmamızdı. Brifing notları yasal yollardan elde edilmiş ve yasal yollardan gönderilmekteydi. Ayrıca, siyasi bir faaliyet de değildi. Tüm bunları bir çerçeve içine alınca, karşımıza, adli değil, siyasi bir iradenin varlığı çıkmaktaydı. Siyasi iradeyi harekete geçiren neden de belliydi.

Telgraf olayından sonra ipuçları geliyordu zaten. Derneğin kapatılması yanında, hepimizi derinden üzen bir şey de ilçe ve köylerimizle ilgili kültürel ve ekonomik bilgilere ilişkin arşivlerimize de el konulmasıydı. Daha sonra defalarca istememize rağmen iade edilmemesi bir yana, faydalanmak için bile imkan tanınmadı.”

Türk Ülkücüler Teşkilatı: 12 Mart 1971 muhtırası ile Ülkü Ocakları Birliği’nin ve Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın kapatılmasından dolayı yeniden yapılanmaya gidilerek Çankırı’da 15 Şubat 1972’de  kurulmuştur. Çankırı Merkezli kurulan Türk Ülkücüler Teşkilatı; Ülkücülerin bu dernek adı altında yeniden teşkilatlanmalarını ve dava için yeniden harekete geçmelerini sağlamıştır. 23 Aralık 1973’te Ülkü Ocakları Derneğinin kurulması üzerine faaliyetleri sona erdirilen bu dernek; bütün şubeleri ile Ülkü Ocakları Derneği’ne katılmıştır.

Bu yazı ile ilgili yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>