sikis, sex izle, hd porno, porno izle, mobil porno, hd porno, erotik film, turkce porno, sikis izle, izmir escort, gaziantep escort, izmir escort, porno
Görünmeyen Tehlike: DEV-AD | Türk Divanı

Görünmeyen Tehlike: DEV-AD

Dünya ateş topu; bir yerler bombalanıyor, bir yerler yakılıp yıkılıyor. Aileler bölünüyor, kasabalar bölünüyor. Ülkelerin sınırları değişiyor. Bütün bu bölünme ve parçalanmalar insanların acı ve kederlerini bir kat daha arttırıyor. Bir yanda akşam eve ne götüreceğini veya götüremeyeceğini düşünürken kahrolan babalar; bir yanda para politikaları ile milyonlarını milyarlara dönüştürme peşinde olan ağa babalar. Üstüne üstlük bütün bunlar yetmezmiş gibi dünyayı çepe çevre saran ve ismini alfabenin yirmi dokuz harfinden alan birbirinden farklı görüntü ve içeriğe sahip terör örgütleri.

Terör çemberinde korkan, ürkekleşen ve ne olduğuna anlam veremeyen, kimi yerde ayazın; kimi yerde denizin, kimi yerde güneşin vurduğu hafiften kavruk Yurdum insanı. Kendisine söylenenle yetinmeyi kabullenmiş, anlatılanları; gözle görmeye ve akıl ile tasdik etmeye fırsat bulamayan; kendi yağıyla kavrulmaya alışık klasik özelliğinden taviz vermeyen bir şark toplumu. Ne zaman bu klasiği bozmaya kalksa darbelenen, tökezleyen yeri geldiğinde itilen kakılan aziz milletim. Yunanın, Polatlı’ya kadar sokuluşuna ses çıkaramayan, fakat bıçağın kemiğe dayandığını anlayınca destanlar yazan Türk Milleti. Özünde cesaret, güzel ahlak, iman saklı…

lale devriEdward Said’in; doğu toplumu ile batı toplumunu ayırt ederken kullandığı tespit, aradan yıllar geçmesine rağmen halen geçerliliğini korumakta sanki… Doğu toplumlarının en belirgin özelliğinin olayları anlamaya çalışırken kulağa söylenenlerle yetinmek,  batı toplumlarının ise gözle gördüklerine meyletmek olduğunu ifade etmişti ünlü şarkiyatçı. Bu tespitin özünde; her iki toplumun inanç değerlerinin yer aldığı muhakkak. Pozitivizm veya kilise hegemonyasını yıkan bilimsel devrim gücünü gözle görünenden alırken, doğu toplumları belki de vahiy geleneğinin bir uzantısı olarak kulağa söylenenlerden alıyordu; olayları anlama gücünü. Günümüze gelindiğinde ne kulak, ne de göz yeterli olabiliyor olayları anlama ve anlamlandırmada… Göz, kulak ve akıl üçlüsünün oluşturduğu güçlü bir koalisyon ancak yeterli olur gibi görünüyor günümüzdeki tehlikenin anlaşılmasında…

Türk tarihi büyük bir hazinedir. Ancak ve ancak güçlü devletlerin sahip olabileceği kadar büyük… Altının kıymetini sarraf bilirmiş; tarihin kıymetini de tarihçi… Tarihte tehlikenin adı kimi zaman Çin oldu, kimi zaman Bizans, kimi zaman batı; kimi zaman doğu… Tarihte, hep açık seçik belliydi düşman. O yüzden, düşmanın bile yiğidini sevdi bu millet. Yiğit düşman iyi olur; namert dost başa bela dediler. Günümüzde ise eski çamlar bardak oldu dercesine, eski “dostlar” düşman, “düşmanlar” dost oldu. Ne oldu ise burada oldu…

devadYine tekerrür etti tarih. Türk’ün tecrübesi çıktı ortaya. İngiliz gemileri boğaza dayandığında gösterdi asıl düşmanlar kendini. Çıkarları, rahatları bozulmasın isteyen DEV-AD’lardı asıl tehdidin adı. DEV-AD’lar için tek slogan “yiyelim, içelim, kâm alalım dünyadan.” oldu. Bunun için yapmaları gereken ne varsa çekinmediler yapmaktan. Toplum içerisinde manevra kabiliyeti yüksek şahsiyetler olarak bilinen kimselerdi bunlar. Milletin hakkı, adaletin terazisi yoktur onlar için… Tek terazi vardır o da kendi çıkarlarının terazisi. Türk Milleti düşmandan çok bunlardan çekti yüzyıllarca… Lale devrinde sandala binip meşk eden; Milli Mücadele’de işgalci subaylarla ahbap olan… Anadolu yanarken tek düşündükleri kendi koltukları, altın doldurdukları küpler olan… Çok mu zordur bunları tespit etmek? Elbetteki hayır… Hatta tam tersine pek çok terör örgütünü tespit ederken kullanılan yöntemlere bile gerek yoktur onlar için… Tarihte, DEV-AD’lar, bencillik ve çıkar abidesi olmuş kimselerden oluşmuştur. Arkadaşlarını, dostlarını hep menfaatlerine göre seçerler. Kadim dostlar değil; mevsimlik dost tutarlar. Önce ben derler… Bir menfaat kokusu varsa havada onun için eyleme geçme vakti gelmiş demektir. Makamın adı, altının şıkırtısı; paranın hışırtısı tahrik eder onları. Önce göz bebekleri büyür, sonra kalp atışları hızlanır biraz daha hissettikçe menfaatin sesini, kokusunu, rengini; peşi sıra yutkunmaya sonra hafiften salya bırakmaya başlarlar. Liyakat mi? O da ne imiş? Yılanı deliğinden çıkartan dil, istendiğine pek çok şeye de kadir olabilir… Yeri geldiğinde bir yalan, yeri geldiğinde bir iftira, yeri geldiğinde methiyeleri nefes almadan sıralayabilirler. “Dil”lerinin işlevselliğinde saklıdır bu hünerleri. Kısacası yeri ve zamanına göre değişir dillerinin işlevi… Bu nedenle DEV-AD’ların en büyük silahıdır “dil”. Konjonktür, zaman değişir onlar değişmezler… Ayak kaydırma,  adam harcama, havada çift burgu, ters takla; her yöne manevra hiçbir zaman yenilmezler adeta… Batan gemiyi, yanan ormanı, yıkılan binayı arkalarına bile bakmadan ilk terk edenlerdir onlar.

dev-ad

DEV-AD’lar da ölür …

İlkeleri, geleceğe dair idealleri ve hayalleri yoktur Dev-Ad’ların. An bulup, anı yaşamaktan ibaret sayarlar dünyayı.  Memlekette garibin elinden tutmak, fakire destek olmak, yetimin başını okşamak yoktur lügatlerinde… Kendilerini Tanrı’nın özel olarak seçtiği ve misyon yüklediği şahsiyetler olarak görürler fakat garibin dostu olmayı da yine Allah’a bırakırlar. Millete hizmet için kendilerine tevdi edilmiş makamları bile Allah’ın özellikle onlar için bahşettiğine inanırlar. Kendilerini vazgeçilemez olarak görür, kendileri haricinde herkesin öleceğine inanırlar. Bu duruma uygun tavır ve davranışları hemen ele verir onları…

elif

Arap harflerinden “Elif”, latin harflerinden “I” ile hiç tanışmamışlardır. Yılanın çıkarttığı ses “S” hem kişiliklerinin hem de yaşamlarının sembolü olmuştur. Elif gibi dik durmak yerine büklüm büklüm yaşamayı tercih ederler. Önlerine bir güç, engel çıktığında kıvrılarak süzülürler… Engeli aşamadıklarında sokuverirler… Yere, zamana ve zemine göre mutasyona uğrayabilirler. Dün savunduklarına bugün yanlış derken yüzleri kızarıp yanakları bile titremez. Haya ve edebe karşı şerbetlenmiştir ruhları ve bedenleri… Yüzüne tükürsen “rahmete bak hey mübarek” deyip yüz ovuştururlar… Tehlike bu kadar ciddi; bu kadar mühimdir aslında. Tarihte mücadele edenler olmuştur bunlarla; kimi zaman Mete Han, kimi zaman Fatih, Yavuz; kimi zaman Mustafa Kemal olmuştur mücadele edenler. Fakat hiç birinin ömrü yetmemiştir bunları kurutmaya.

DEV-AD’lar temizlenmeden toplumların mutluluğa ve huzura kavuşması mümkün görünmemekte… O kadar yazdık, bir türlü söylemedik mi DEV-AD’ın ne olduğunu? Pardon, çok pardon…

Yabancı değiliz hiç birimiz. Onlar her yerde.

DEV-AD mı? Devrin* Adamları

Söz biterken; Dev-AD’ların duruşu olmaz, vuruşu olur. (Genellikle arkadan vururlar…)

Kalın sağlıcakla.

 

*Devir: Kendine özgü bir özellik taşıyan zaman parçası, dönme, dönüş

Bu yazı ile ilgili yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>