sikis, sex izle, hd porno, porno izle, mobil porno, hd porno, erotik film, turkce porno, sikis izle, izmir escort, gaziantep escort, izmir escort, porno
Mandalina, Portakal Kabuğu Kokan Yıllar… | Türk Divanı

Mandalina, Portakal Kabuğu Kokan Yıllar…

resim 2 Kaloriferli evlerde oturabilmenin bir ayrıcalık olarak görüldüğü; kış aylarında yakılan sobalar ve kalorifer kazanlarından çıkan dumanların gökyüzünü esir aldığı yıllara denk gelmişti çocukluğum. O yıllarda; ne düğmesine basınca ısınan evimiz, ne de musluğu açınca güldür güldür akan sıcak suyumuz vardı. İbrahim Sadri’nin dediği gibi yollar bozuk, musluklar bozuk, ziller bozuk, paralar bozuk ama adamların sağlam olduğu yıllardı. Yine aynı yıllarda; salonun orta yerine kurulmuş etrafa caka satan, “ben olmasam donacaksınız ulen” edasıyla boğazına kadar yemiş olduğu taş kömürünün hararetinden kıpkırmızı olan sobanın, esrarengiz gizemine vurulmuştuk biz. Çankırı’nın ayazına meydan okuyan kahramanımızdı. Soğuk kış akşamlarının tek eğlencesiydi diyemiyorum belki ama en önemli eğlencelerinden biri olduğu kesindi. Üzerine konan mandalina ve portakal kabuklarının yandıkça kokusunun eve yayıldığı, çay demlendikten sonra kabukların yerine kestanenin sahne aldığı; kimi zaman kardeşlerin birbirlerinin ellerini sobaya değdirmek için mücadele ettiği en önemli eğlence kaynaklarından biriydi, O. Eğlence kaynaklarından biriydi diyorum çünkü diğer kahramandan bahsetmeye sıra gelmedi henüz. Sobalı evlerin Pazar günleri bir başka olurdu o yıllarda. Çünkü Pazartesi’nin heyecanı sinmiştir pazara. Yeni yıkanmış okul üniformaları, kurum kokusu sinmesin diye ayaza meydan okuyan sobamızın borularına monte edilmiş uzun çubuklu askılara tutturulurdu. “Adamları ısıttığımız yetmiyormuş gibi bir de donlarını kurutuyoruz” dediğini duyar gibiydim harareti yüksek sobamızın. Duymasam da odaya girdiğimde her yeri esir alan deterjan kokusu, sobanın bu kızgınlığını hissettiriyordu adeta. Her şeyimiz tekti o yıllarda. Okul formamız tekti, evde televizyonumuz tekti, eğlencemiz tekti, hüznümüz tekti, heyecanımız tekti hatta… belki bizi halen bir arada tutmakta olan şeyde bu teklikti. Kardeşlerin ayrı odası yoktu, ayrı televizyonları, ayrı telefonları, ayrı bisikletleri olmadı hiç o yıllarda. Evin tek bisikletine “önce ben bineceğim, sonra sen bineceksin” kavgası yapsalar da ele güne karşı sokak ortasında; asla küs duramazlar, barışmak zorunda kalırlardı akşam sofrada veya o tek televizyonun başında…

cocuklarPazar günleri ise yıkanmış çamaşırların bir an önce kuruması için harıl harıl yanan sobaya inat aile bireylerinin dikkat kesildiği, sobanın pabucunu dama atan; Pazar günümüzü kahkahalara boğan televizyonumuz olurdu eğlencenin bir diğer kaynağı… Televizyondan öte Pazar gününe özgü bir yarışma programıydı, bizi sobadan ayıran. Aslında tam olarak yarışma da değildi bizi mutlu kılan, kahkahalara boğan. Bizi asıl mutlu eden yarışmayı sunan spikerin mutluluğu, heyecanıydı sanki. Programdan sonra aynı yarışmayı kardeşlerimizle evde, arkadaşlarımızla mahallede oynasak da televizyondaki kadar mutlu olmadığımızı hissederdik. Yarışma değildi çünkü bizleri mutlu eden; Spikeri mutlu görmek onun mutlu oluşuna şahitlik etmekti. Adına Anadolu dedikleri toprakların mayası değil miydi karşısındakinin mutluluğuyla mutlu olmak. Asıl buydu ev halkına kahkahalar attıran da. Pekala neydi o zaman spikeri böylesine mutlu eden havalara uçuran? Çok değil; sadece iki kelimeydi.  Yanlış söylemedim. Sahiden iki kelimeydi… Kelimelerden herhangi birini söylediğiniz anda havalara uçan; kahkahalar atan, dünyanın en mutlu insanı oluveriyordu efsane adam. Onun mutlu oluşu, pazartesinin gelişini; odayı işgal etmiş deterjanın kokusunu unuttururdu hepimize…

Türk Televizyon tarihinin gelmiş geçmiş efsane sunucusu Erkan Yolaç’dı yarışma programını sunan. Evet/Hayır sözcüğünü hep mutlu olmak için duydu bu milletin çocukları. Evet/Hayır demek yarışmayı kaybetmek anlamına gelirdi. Mehter marşı yarışmanın başladığının, İzmir marşı ise bittiğinin işaretiydi. Mehter marşı yarışmacının gelişini, İzmir marşı ise gidişini gösterirdi. Evet/ Hayır dememek için ellerinden geleni yapan yarışmacılar Yolaç’ın sorularına, kelime oyunlarına dayanamazlar; nihayetinde iki kelimeden birini söyleyerek; onun havalara uçmasına, kahkahalar atmasına engel olamazlardı. Pazar günü Erkan Yolaç ile “Evet/Hayır yarışması” her şeyin tek olduğu yıllarda eğlencenin de tek adıydı. Evet/Hayır’ı eğlenmek, mutlu olmak için duydu bir kuşak. Mehter ve İzmir marşını o yarışmayla daha çok sevdi bu millet.

Bir milleti aynı anda eğlendiren iki kelime bugün nelere kadir… Geçmişi hatırladıkça keşke hep çocuk kalsaydık demek geliyor içimden… İki kelimeye bakarak birbirini düşman tutanların aklına şaşmamak elde değil. Aynı mahallede, aynı okulda, aynı iş yerinde yıllarını geçirmiş olanlar bugün iki kelimeden birini seçtiği için birbirine küsüp darılacaksa, selamı sabahı kesecekse; bu topraklarda bir şeyler çoktan değişmeye başlamış demektir. Her şeyden önce karşımızdakinin mutluluğuyla mutlu oluşumuz, kederiyle kederlenişimiz değişmiş. Oysa tek televizyonlu yıllarda ölüye birlikte ağlar, diriye birlikte gülerdi bütün mahalle. Mahallede cenaze olduğu duyulur duyulmaz, ölü evine gidilir acısı taze olan hane halkının acısına ortak olurduk. Ölü evinden dönüldüğünde de yas devam ederdi. Bir hafta televizyon, radyo açmazdı, açtırmazdı; dedem. Sadece dedem değildi bunu yapan; bütün mahalleli aynı şeyi yapardı. Televizyon üçüncü günden sonra sadece “haberler” için açılır, açıldığında da sesi mutlaka kısılırdı. Rahmetli dedemin tahsili ilkokul üçüncü sınıftı. Okuyanı çok severdi. “Bizim gibi cahil olmayın” derdi hep. Düşündükçe mandalina, portakal kabuğu kokan o yılları; cehaletin kaynağını yeniden sorgulamaktayım. Komşusunun acısıyla dertlenmek midir? Yoksa arkadaşının kullandığı bir evet/hayır’a bakıp kinlenmek midir? adına “cehalet” dedikleri sinsi düşman …

Söz biterken;

“Evet/Hayır sözcüğünden herhangi birini kesinlikle kullanmayacaksınız

Başınızı emme basma tulumba gibi sallamayacaksınız.

Mehter Marşı ile geleceksiniz, İzmir Marşı ile gideceksiniz.” desem kaç kişi bu yarışmada bende varım der…

Duydunuz zilin sesini yarışma başladı…

Bu yazı ile ilgili yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>